Friday, Sep 10th

Son Guncelleme:04:37:55 PM GMT

Turkish Albanian English Macedonian
Buradasiniz Makedonya Haberler Balkan coğrafyası Osmanlı hoşgörüsüyle yaşarken, Avrupa'da kan gövdeyi götürüyordu

Balkan coğrafyası Osmanlı hoşgörüsüyle yaşarken, Avrupa'da kan gövdeyi götürüyordu

e-Posta Yazdır PDF
Ferid Muhiç

Çok kültürlü ve medeniyetli yapısıyla Balkanların incisi olan Makedonya'nın hoşgörü ve birlikte yaşama kültürüne yabancı olmadığını ifade eden Üsküp Felsefe Fakültesi Öğretim Üyesi ve Felsefe Hocası Prof. Dr. Ferid Muhiç, "Makedonya'nın hoşgörü ve diyalog kültürünün temelleri Osmanlı döneminde atılmıştır." dedi.

Zaman zaman bu hoşgörünün ortadan kaybolduğunu ve yerini kin, nefret ve çekememezliğe bırakmış olsa bile bu topraklarda yaşayan insanların birbiriyle yaşayabilecek potansiyelde olduğunu vurgulayan Muhiç, "Makedonya insanındaki hoşgörü ve diyalog kültürü Osmanlı'dan kalan bir mirastır. Değişik dönemlerde farklı kültür ve etnik yapıya ait insanları birbirine düşürmek için gerek yurtiçi gerekse de ülke dışından bazı güçlerin hoşgörü kültürünü yıkmaya yeltendiklerini gördük. Ancak bu insanlar birbiriyle yaşamayı biliyor ve birbirine muhtaçtır. Siyasi, ekonomik ve sosyal etkenlerin tetiklediği bazı etnik çatışmaların suni olduğuna ve bunun gerçekliliğine inanmak istemiyorum. Çünkü Balkan coğrafyası Osmanlı kültürü, medeniyeti, hoşgörüsü ve sevgisiyle kuşatılmış topraklardır. Osmanlı'nın devlet anlayışında yıkmak değil, yapmak ve hangi dine, dile, medeniyete ait olursa olsun insanların huzurunu sağlamak vardı. Bu nedenle Balkan coğrafyası 500 yıl huzur içerisinde yaşamıştır. O dönemlerde Osmanlı toprakları dışında olan ülkelerde, özellikle Avrupa ülkelerinde kan gövdeyi götürürken, savaşlar insanların canını, malını alırken Osmanlı'da huzur vardı. Balkan coğrafyasında yaşayan onlarca millet huzur ve Osmanlı'nın verdiği hoşgörü güveniyle rahatça yaşıyordu. Yine o dönemlerde yüzbinlerce Yahudi evlerinden, yurtlarından edilirken onlara kucak açan tek medeniyet Osmanlıydı. Avrupa medeniyeti Osmanlı'dan öğrendi. Cami, kilise ve havraların aynı bölgedeki mevcudiyeti Osmanlı'ya ait bir hoşgörü kültürüdür. Diğer medeniyetlerde bunu göremezsiniz. Bütün dinlerin mabetlerine kucak açan tek medeniyet Osmanlıydı. Avrupa'da bu kültürü göremezsiniz. Ayrıca birinci insan hakları beyannamesi Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından açıklanmıştır. Bu fermanın açıklandığı dönemlerde dünyada savaşlar vardı. Kin ve nefret rüzgârları esiyordu. Kan gövdeyi götürüyordu. İnsani değerlerin yok olduğu bir girdap içerisindeydi. Osmanlı topraklarında huzur ve sükunet vardı. Bu nedenle Makedonya'da yaşanan son gelişmelerin siyasi çıkarların hedefi olduğunu ve tabanda bir sıkıntı olmadığını düşünüyorum." dedi.

Balkan coğrafyasında yaşayan bütün milletler dillerini koruyabilmiştir

"Osmanlı önce insanların gönüllerini fethediyor, daha sonra toprakların fethine geçiyordu. Bu medeniyet insanların huzurunu istiyordu. Sadece farklı dine, dile ve medeniyete sahip oldukları için birbirlerine kin kusan toplumları barıştırmak, onların değerlerine sahip çıkmak ve huzur vermekti." diyen Muhiç, Osmanlının Balkanlar ve hatta dünya için bir fırsat bir değer olduğunu vurguladı. "Balkan coğrafyasında yaşayan insanların bugün dinine, diline ve kültürlerine baktığımız zaman her şeyin muhafaza edildiğini görmüş olacağız. Demek Osmanlı hiç kimsenin dinine, diline, kültürüne, dini inanışına ve evrensel değerlerine dokunmamış, bilakis herkese yardım eli uzatarak, dini mabetlerini inşa etmiş, yollarını yapmış, huzur içerisinde yaşamalarını sağlayacak her türlü kolaylığı sağlamıştır. Balkanlar 500 yıl Osmanlı medeniyetinin altında kalmış. Bu dönem içerisinde kaybolan ya da unutulan bir dil var mı? Kesinlikle yok. Bütün kiliseler ve manastırlar ayakta. Demek ki Osmanlı sadece muhafaza etmemiş, bunların kalkınması için yardımda bulunmuştur. İnsanların birbirine karşı saygılı olmalarını, sevmelerini ve her şeyden önce diyalog ve hoşgörü kültürünü benimsemelerini sağlamıştır. Mesela Afrika ve Güney Amerikadaki bazı ülkelere baktığımız zaman sadece 50 yıl İngiliz, İspanya, Fransa müstemlekesi altında kalmalarına rağmen, dillerini unutmuş, ya fransızca, ya ingilizce ya da ispanyolca konuştuklarını göreceksiniz. Medeniyetli gördüğümüz Avrupalıların hoşgörü anlayışı Osmanlı anlayışına benzemediği için bahsettiğim topraklarda yüzyıllarca etkili olan dilleri yok ederek kendi dillerini ve kültürlerini empoze etmişlerdir. Bu nasıl bir medeniyet anlayışıdır hayret ediyorum. Sadece dil değil, buradaki insanların örf, adet, genelek ve göreneklerine bakın. Zedelenen bir değer göremezsiniz. Osmanlı yıkıcı olsaydı gayri müslimlere ait olan eserler ayakta kalabilir miydi. Bugün canlı olan en küçük diller bile konuşulabilir miydi." dedi.

Birlikte yaşamak bir sanattır

Etnik bazda yaşanan sıkıntıların temelinde insanların birbirlerini iyi tanımamanın yattığını kaydeden Ferid Muhiç, "1970'lerde vefat eden hocam Mitko İlievski ile Viniça'daki Blates köyüne gittik. Orada sohbet eden iki kişiye rastladık. Birisi Türkçe, diğeri de Makedonca konuşuyordu. Hocama bunu sordum. O da Türkçe konuşanın Makedon, Makedonca konuşanın da Türk olduğunu söyledi. Demek ki insanlar birbirlerinin dillerine saygılıydı. Bu sadece bir örnek. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak zamanla birçok şey değişti. Bazı değerler ayaklar altına alındı. Burdaki insanlar birlikte yaşamayı Osmanlıdan öğrendi. 500 yıl önce atılan hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünün temelleri vardır ve yaşatılmaya müsaittir. Zemin gayet elverişlidir. Yeter ki insanlar birbirini sevsin, saygı göstersin, karşı tarafın değerlerine değer versin ve kendi değerleriyle yaşasın."dedi.

Üsküp bütün medeniyetlerin merkezi konumundadır

Tarih akışı içerisinde Üsküp'ün önemli bir tarihi merkez konumunda olduğunu ifade eden Muhiç, "Son dönemlerde kamuoyunu meşgul eden bir proje toplum katmanlarındaki dengeyi iyice bozdu. Aslında bu projenin zamanlaması akıllıca bir şekilde yapılmıştır. İktidar şu anda elinde mevcut gücü bir daha ne zaman yakalarım düşüncesiyle bazı şeylerin yapılmasına girişmiştir. Bu mantıklı bir yaklaşımdır. "Şimdi yapmazsam, damgamı şimdi vurmazsam, ne zaman yaparım" düşüncesiyle hareket eden hükümetin bu davranışı yanlıştır. Ancak, proje kapsamında yer alan bazı unsurlar şehrin çok etnikli ve çok kültürlü simasını tamamen dengesizleştiriyor. Bu şehirde sadece bir kültüre ait insanlar yaşamıyor. Değerler ortaktır." diye konuşan Muhiç, "Bu ortak değerlerin yansıtılması gerekmektedir. Merkezde inşa edilmesi istenen kilise yerinde daha önce hiçbir zaman kilise yokmuş. Ayrıca yıllarca ayakta duran bir Burmalı camii gerçeği var. Sırp krallığının yıktığı caminin yerine yeniden bir ordu evi inşa etmek istiyorlar. Burada bir tezat var. Bir zamanlar Makedon kimliğini, dilini ve bu etnik gruba ait olan bütün dğerleri yok sayan Sırp krallığının yıktığı caminin yerine subaylar evini inşa etmek istemeleri kafaları karıştırıyor. Demek ki bütün bu meselelerin zemininde bir provokasyon ya da mutlak hakimiyet anlayışı var. Meseleler milli ya da etnik bazda değil, dini bazda değerlendiriliyor. Bu korkunç bir ihmaldir." dedi.

Siyasi olgunluk sağlanmalıdır

Makedonya'daki siyasetçilerin genel manada siyasi olgunluktan yoksun kaldığını kaydeden Muhiç, "Bizde korkunç bir gelenek var. Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir anlayış hakim. Mesela ilk işi başbakanlık olan şahıslar var. Bakan ve müdürleri saymayayım. Bu nasıl bir uygulama anlayamıyorum. Gelişmiş ülkelerde hayatın bütün safhalarını geçmeyen ve siyasette tecrübe ve birikimi olmayanlar siyasetin zirvesine çıkamıyor. Bizde durum şok farklı. Tabandan çıkan biri hemen tavana yükseliyor. Bu yükselişlerin sıkıntısını da vatandaş çekiyor." dedi.

Tünelin ucundaki ışığı görmek değil, tünelin sonunu merak ediyorum

"Çıkmaz bir girdabın içerisine giren Makedonya'nın tünelin içerisinde kıvrandığını ve bu tünelden kurtulmasının gerektiğine inanıyorum." diyen Muhiç, "Mesele tünelin ucundaki ışığı görmek değil, tünelin sonundakileri görmektir. Tünelin ucunda ışığı görebiliriz, ama tünelin sonundaki yol uçurumsa o zaman işimiz zor demektir. Makedonyanın yakın geleceğinin daha mutlu günlere gebe olduğunu ve bu mutluluğu yaşamak için herkesin ortak değerler üzerinde çalışmasının gerektiğini düşünüyorum. Geçen hafta şehir merkezinde gençler arasında yaşanan olayların ardından kavgada yaralanan çocuğu ziyaret eden Başbakanın bu jestini kutlamak gerek. Siyasiler, etnik bazda yaşanan çekememezlikleri çözmede büyük rol oynayabilirler. Ancak bu örnek bununla kalmamalı. Diğer bir etnik gruba ait bir devlet büyüğü de kendi etnik grubuna ait olmayanları da ziyaret eder ve bu pratik haline gelirse, halk arasındaki uçurumlar da zamanla yok olacak ve huzurlu, hoşgörülü ve mutlu günleri hep beraber göreceğiz." dedi.


ENİS EMİN, ÜSKÜP

 



Sayfayı Paylaş

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Özlü Sözler

İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak.
İbrahim en-Nehâi -

Pazarce.COM

Pazarce.com

AnalyticaMK.ORG

Pazarce.com

emdesign.tk

analytica