Uluslararası Türkçe Eğitim Günü Sempozyumuna tebliğiyle katılan Mustafa Armağan, gazetemizin mülakat talebini reddetmeden kısa da olsa tarihe, Balkanlara ve Osmanlı'ya seyahat etmeyi kabul etti.
Osmanlı'nın devlet anlayışında sevgi ve hoşgörünün hakim olduğunu ve bal üreten bir anlayışla insanların gönüllerini fethettiğini belirterek, Osmanlı'nın gerçek manada bir veda yapmadığını ve dünyada olduğu gibi Osmanlı hakkındaki önyargıların Türkiyede bile mevcut olduğunu söyledi. Osmanlı yönetimi altındaki Balkanların 500 seneden fazla huzur içinde yaşadığını kaydeden Armağan, adeta bal üreten bir anlayışa sahip Osmanlı'nın bu topraklardan ayrıldığı günden bugüne huzursuzluk ve sıkıntılı günlerin hakim olduğunu söyledi. Bir anda karışan Balkanların bugün bile hala bölgede bir tehdit unsuru oluşturduğunu ifade eden Mustafa Armağan, Osmanlıların geniş bir coğrafyada uzun süre ayakta kalabilmesi, Osmanlı'nın emperiyalist ve sömürme anlayışından uzak kalmasından, kucaklayıcı ve her şeyden önce sevgi, saygı, hoşgörü ve müsamaha anlayışı çerçevesi içerisinde bir anlayış sergilediğinden kaynaklandığını söyledi. "Osmanlı devleti sömürge temelleri üzerine kurulan bir devlet değildi. Osmanlı'nın ardından Balkanlarda toprakların bir kısmı Avusturya Macaristan İmparatorluğunun egemenliği altında kaldı. Daha sonra Bulgar İmparatorluğu kurulmak istendi. Bu nedenle ortaya milliyetçilik ortaya çıktı. Bu mikro milliyetçilik daha da küçülerek, bölünerek devam ediyor. Şimdi milliyetçilik Balkanların en büyük handikapı durumundadır. Milliyetçilik dünyanın açamadığı memnun olmadığı kanlı bir dünya ortaya çıkarttı. Hiç kimse de bunlardan kurtulamıyor. Bu en çok Balkanları vurdu."
"Ben meseleleri daha çok tarihçi gözüyle değerlendiriyorum. Türkiye'nin bir imparatorluğun varisi olarak Osmanlı'nın idaresi altında bulunan bölge halklarına karşı bir yükümlülüğü var. Özellikle bu topraklardaki Türkler Osmanlıya ve Türkiye'ye ümitle yaklaşıyorlar. Buralardan Türkiye'ye göç eden çok sayıda göçmenin Türkiye'nin kalkınmasına çok katkıları olduğunu ifade eden Armağan, "Benim çocukluğum Bursa'da geçti. 1960/1970 yıllarında, özelikle Bursa bir göçmen başkentiydi. Bursa'nın iktisadi hayatında inanılmaz bir canlılık kazandırıldı. Cumhuriyetten sonra Bursa iktisat kudretini kaybetmiştir ama bu göçmenler çalışkanlılık, iş yapma kabiletiyle Bursa'nın kalkınmasına vesile olmuşlardır." dedi.
Osmanlı'ya karşı önyargılar Türkiyede de var
500 yıldan fazla Osmanlı himayesi altında huzur içerisinde yaşayan halkların neredeyse tamamının Osmanlı hakkında menfi düşüncelerinin, önyargılarının yanlış olduğunu kaydeden Armağan, "Bu olumsuz kanaatlar Türkiye'de de var. Türkiye'de de bir dönem Osmanlı emperyalist bir devlet olarak nitelendirilmedi mi? Türk halkına geldi yani tepesine bindi, sömürdü ve Osmanlılardan kurtulmasının ne kadar iyi olduğu anlatıldı. Şimdi de biz Türkiye'de Tarih kitaplarındaki yanlışları düzeltmekle uraşıyoruz. Osmanlı mazlum bir devlet bence. Yani hakkı yenmiş, hakkı çiğnenmiş. Biz şimdi o hakkı teslim etmeye çalışıyoruz. Sadece Balkanlar meselesi değil, Cezayir'e gidiyorsunuz Fransızlar öyle bir tarih eğitimi yapmışlar ki, Fransızlar gelmiş onları kurtarmış, Suriye'ye, Mısır'a gidiyorsunuz aynı yani hemen hemen o ders kitapları birbirinin kopyası gibi. Bunlar bir milliyetçilik döneminin eserleri, bunlar sadece Balkanlara mahsus değil. Genel olarak Osmanlı hakkında yanlış bilgiler var. Osmanlılara köle devleti diyorlar. Abraham Linkoln'un 500 tane kölesi varmış. Almanlar 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Çek Cumhuriyetini işgal etti. Bütün kütüphanelerini yaktılar, Almanca eğitimi uyguladılar. Birinci Dünya savaşının öncesinde bağımsızlığına kavuştular. Çekler orjinal Çekçe'yi nasıl konuştuklarını unuttular yani bilmiyorlardı. Emperyalizm ya da sömürgecilik böyle olur. Osmanlı hangi millete dilini unutturmuş. Hangi milletin dinini zorla değiştirmiş. 500 yıl kalmış. Hiçbir millet dilini, dinini unutmamış. Bugün Balkanlarda bütün milletler dillerini, dinlerini muhafaza etmiştir. Ulahlar, Yunanlar, ve diğer milletler. Hangisi dilini unutmuş. Hiçbiri. Osmanlının devlet anlayışı da buymuş. Herkese özgürlük tanımış. Ama diğer devletlere bakıyoruz. Birkaç yıl hükmetse bile oradaki milletlere dillerini unutturmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır." dedi.
520 yıllık idarenin formülü adalettir
Osmanlının adaletten taviz vermediğini ve insanların gönüllerini kazanmak için çalıştığını kaydeden Armağan, "Kanuni Sultan Süleyman'ın mektubunu okudum. Birinci prensip adalet. İkincisi insanların gönlünü kazanmak. Üçüncüsü de Balkanlara getirdikleri uygarlık, medeniyet. O zamana kadar Feudallerin, Senyorlerin elinde bulunan insanların hakları hukukları sınırlıydı. Osmanlılar geldi bunların hepsini kovdu. Yeni ve adaletli bir düzen kurdu. Polisi, askeri ve diğer temel unsurlarla sosyal bir devlet kurdu. Bu yüzyıllar boyunca böyle devam etti. Araya milliyetçilik girince Osmanlıların bunlara tahammül etmesi mümkün değildi. Çünkü Osmanlı insanları din esasına göre dinine göre ayırmış. Osmanlı devleti 1918 yılında yıkıldı. Peki diğer imparatorluklar kaldı mı? Rusya mı kaldı Avusturya mı kaldı? Burdan anlaşılıyor ki Osmanlının yıkılması bir başarsızlık söz konusu değil." dedi.
Resneli Niyazi Bey Abdülhamit'i devirmeye çalışıyordu
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Makedonya ziyareti sırasında Resneli Niyazi Bey'in Konağını ziyaret etmesini eleştirdiğini ifade eden Armağan, "Makedonya?ya giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Resne şehrine götürülmüş. Zaman?daki habere göre (1 Mayıs 2008) Cumhurbaşkanı Gül, burada, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Resne Garnizon Komutanı olarak görev yapan ve İttihat ve Terakki Cemiyeti?nin kurucuları arasında yer alan Resneli Niyazi Bey?in çalışma ofisi olarak kullandığı konağı ziyaret etmiş. Bence gitmemeliydi. Gitmemekle daha ciddi bir mesaj verebilirdi. Hadi gitti diyelim, en azından darbeciliği ve komitacılığı yeren, demokrasiyi öne çıkaran bir konuşma yapabilirdi. Elbette Çankaya?nın güzergâhını ben belirlemeyeceğim ama o konak var ya o konak, Ümraniye?deki evden daha büyük bir "Ergenekoncu" karargâhı olarak çalışmıştı bundan 100 yıl önce. Osmanlı tarihinde iki Arnavut isyancı meşhurdur. Birincisi 1730?da Lale Devri?ni bitiren Patrona Halil, ikincisi ise Resneli Niyazi?dir.
Resneli Niyazi, Resne Nahiyesi mevki kumandanıyken 3 Temmuz 1908?de yanına aldığı 160 kişilik çetesiyle birlikte, silah, mühimmat, bomba vs. yanında kışla kasasındaki 550 altın lirayı da alarak dağa çıkmıştır. Köyleri basarak, kasabalarda istediği gibi operasyonlar düzenleyerek, ahaliye yeni vergiler salarak adeta Makedonya havalisinde yeni bir devlet kurmuştur. ?Hâtıratı Niyâzi? adıyla sağlığında (1911?de) bastırdığı ?sansürlü? anılarında (bunu kendisi önsözde itiraf ediyor) para ve mallarına el koyduğu köylülerden ayrıca bir vergi alınmaması için berat bıraktığını dahi söyleyebiliyordu. 1913 yılı Nisan ayının 29?unda, yani 95 yıl önce Arnavutluk?un Avlonya limanına 8 kişi geldi. Sivil giyimliydiler. İstanbul?a kalkacak vapuru bekliyorlardı. İçlerinden biri bilet almaya gitmişti. Tam bu sırada üç el silah patladığı duyuldu. İki kişi yere yuvarlandı. Birkaç el daha ateş edildiği görüldü. Herkes kaçışmıştı. Orada bulunanlar, kırçıllı bir paltonun içindeki sivil giyimli şahsı zar zor tanıdılar. Bu, Resneli Niyazi Bey idi." dedi.
Sayfayı Paylaş




































































